Ana Sayfa         Hakkımızda        HAVA DURUMU        RADYO-TV        İletişim

Kategoriler
İstanbul Hal Fiyatları


TUZLA KÖYÜ


TUZLA TARİHİ


HARİTA-COGRAFİ YAPI-İKLİM-NUFUS-TANITIM

Ulaşım haritası


Bölgenin uzaydan görünümü


TUZDAĞI


DOGAL ZENGİNLİKLER


TARİHİ ZENGİNLİKLER


TUZLA RESİMLERİ


YEREL ADETLER-YEMEK-MÜZİK

Köy Hayırları


Deve güreşi


Tuzla Deve Güresi


KOMŞU KÖYLER


EKONOMİ-İŞ HAYATI


EĞİTİM

Tuzla İlköğretim Okulu


Küçüklere tavsiye siteler


ZİRAAT-HAYVANCILIK

Faydalı ziraat linkleri


Ziraat Makaleleri


Ziraat Hatıraları


LİNKLER


PRATİK BİLGİLER


TUZLA OVASI


ÇANAKKALE SAVAŞLARI HATIRASI


TUZLADAN HATIRALAR


ESKİ ÇANAKKALE HATIRALARI


  Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buldunuz ?


     Anket Sonuçları

  Sayaç
Şu An 142
Tekil
Bugün 71
Toplam 71
Sayfa Görüntülenme
Bugün 151
Toplam 838756


Genel bölge tarihi



Asya ile Avrupa arasında coğrafi konumu gereği doğal bir köprü görevi gören Çanakkale, geçmişten bugüne de aynı görevi üstlenmektedir. Konumu gereği tarih boyunca tercih edilmiş, dolayısıyla da çok sayıda kültüre ev sahipliği yapmıştır.
M.Ö. 6000’li yıllardan itibaren Çanakkale insanlar için iskan edilen-edilebilecek yerler arasında bulunmuştur. Yerleşik hayatın başladığı dönem olarak kabul edilen Neolitik Dönem için düşünüldüğünde karşımıza çıkan köy yerleşimleri; Çanakkale’de Ayvacık İlçesi Bademli Köy yakınlarında yüksek doğal bir tepe üzerinde yer alan Coşkuntepe, aynı tarihlerde Gelibolu Yarımadasında Karaağaçtepe ve Hamaylıtarla mevkileri ve Gökçeada’da Uğurlu/Zeytinli mevkiidir. Kalkolitik dönemi temsil eden yerleşimler yaklaşık olarak M.Ö. 5000 civarında iskan gören Kumtepe, Beşik-Sivritepe ve Gülpınar’dır.





 Biga yarımadası ilkçağlardan bu yana çeşitli kavimler tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.Bölgede yaşayan ilk toplulukların Mysyalılar ile Luviler olduğu sanılmaktadır. Ardından Hititler, Lidyalılar ve Persler'in hâkimiyetine girmiştir. M.Ö. 334'te Büyük İskender'in aldığı bu bölge, onun ölümüyle Bergama Krallığı'na bağlanmış, daha sonraları ise, Roma ve Bizans idaresine girmiştir.

Osmanlı Devleti’nin bir sentez olarak ortaya çıkışında Karesi Beyliği’nin  önemli rolü olmuştur. Danişmetgazi’nin torunlarından Karesi Be??????. y Anadolu’da Türkleştirdiği Balıkesir, Edincik, Turuva, Edremit, Çanakkale, Bergama, Manyas, Pınarhisar, İvrindi, Ayazment, Bigadiç, Mendehurya, Sındırgı, Gördes, Demirci, Kızılca Tuzla ??????.  , Başgelenbe, Susurluk (fırt) kasabalarını içine alan bir coğrafyada hükümranlık  kurmuştu. “Karesi Bey” XIV. yüzyıl ortalarında ölünce, oğulları arasında taht kavgası çıktı. Bölgede ortaya çıkan karışıklığı önlemek amacıyla ümeradan Hacı İlbey’in girişimleriyle Orhan Bey çağrılınca; Mihalıç, Kirmastı (Mustafakemalpaşa) ile birlikte Karesi Beyliği 1341 yılında Osmanlı Devleti topraklarına katıldı.

Osmanlılar, 741 (1342) tarihinde Ulubat, Mihaliç ve Kirmastı gibi yerleri Bizans'tan alıp feth etmek suretiyle, merkezi Balıkesir'de bulunan Karesioğullari Beyliği ile ayni hudutları paylaşır oldular. Bu sıralarda Karesi Beyliği'nde çıkan bir hadise, Orhan Bey'e Türklerle meskûn bulunan bu toprakların zaptında ilk fırsatı verdi. O zamana kadar Osmanlılar, sadece Bizans'la muharebe etmiş ve ülkelerini özellikle Bizans İmparatorlarından aldıkları yerlerle genişletmişlerdi. Ne Osman ne de oğlu Orhan, Küçük Asya'da bulunan diğer beylere karşı hastane bir teşebbüste bulunmamışlardı. Osmanlı kaynaklarına göre Karesi Beyi'nin ölümünden sonra yerine oğlu Demirhan geçmişti. Fakat kardeşi Dursun Bey, buna muhalefet ederek veya biraderi tarafından öldürülmekten korkarak Osmanlılara iltica etmişti. Beyliğin basına geçen Demirhan'ın fena ve kötü hareketlerinden dolayı Karesi ileri gelenleri (ümera), Hacı İlbeyi vasıtasıyla Orhan Bey'in sarayında bulunan Dursun Bey'i hükümdar olmak için teşvik ederler. O da Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi'ye Balıkesir, Aydıncık ve Bergama'yı verme teklifinde bulunur. Kendisi de Truva mıntıkasındaki Kızılca Tuzla ile Bayramiç gibi yerlerde hükümdarlığını sürdürecekti. Bu teklif ile Orhan Bey'i tahrik ve teşvik eden Dursun Bey, büyük bir ihtimalle 1345 yılında meydana gelen Karesi seferine Orhan Bey'le birlikte iştirak eder. Balıkesir üzerine yürüyen Orhan'ın gelişini haber alan Demirhan, Bergama kalesine sığınır. Bu arada Balıkesir ümerası basta Hacı İlbeyi olduğu halde Evrenos, Ece Halil ve Gazi Fazıl Bey'ler, Orhan Bey'i karşılarlar. Orhan Gazi, iki kardeşi barıştırmak için Dursun Bey'i Hacı İlbeyi ile beraber Bergama kalesine gönderir. Bunlar kale önüne gelip görüşmek isterler. Fakat kaleden atılan bir okla Dursun Bey maktul düşer. Bundan çok müteessir olan Orhan Gazi, Bergama'ya gelip kaleyi muhasara eder. Halkın ısrarına dayanamayan Karesi Bey'i kaleden çıkıp Orhan Gazi'ye teslim olmak zorunda kalır. Bundan sonra Bursa'ya getirilen Demirhan gelişinden iki sene sonra Yumrucuk (taun, veba) hastalığından vefat eder. Böylece Karesi Beyliği'ne ait olan Balıkesir, Manyas, Kapıdağ ve Edincik gibi şehirler Osmanlı toprağına ilhak olunur.

 Karesi Beyliği'nden birçok sahil bölgesinin Osmanlılara geçmesi ile Rumeli'ye geçiş kolaylaşır. Bu ilhakın Orhan Bey bakımından önemli bir yönü de bu beyliğe tabi değerli komutan ve emirlerin Osmanlı hizmetine girmiş olmalarıdır. Biraz önce isimlerinden bahs edilen ve Çanakkale boğazı ile çevresini çok iyi tanıyan bu değerli komutanlar sayesinde Rumeli fetihleri kolaylaşmıştı. Zira bunlar denizciliği de iyi biliyorlardı. Osmanlılar, Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi askerî ve idarî bakımından yönetici olacak durumdaki bu insanlardan istifade edip bilgilerinden yararlanmışlardır. Karesi Beyliği'nin ilhakından sonra uzun bir müddet önemli sayılabilecek bir fetih hareketine girişilmediği anlaşılmaktadır. Hammer bu sessizliğin sebebi ve bu konudaki yanlış değerlendirmeler hakkında aşağıdaki ifadelerle bir gerçeğe parmak basarak söyle der:
 "Karesi'nin fethinden sonra yirmi sene zarfında Osmanlı ülkesi yeni ve önemli bir fetih ile genişlemedi. Bununla beraber tarihçilerin buradaki derin sessizlikleri, Bizanslıların zannettiği gibi devamlı kayıpların ve bozgunlukların bir soncu değildir. Aksine, bu dinlenme çağında, Alaeddin (ulemadan)'in akıllıca görüşleri ile kurulan yeni ordunun tam ve disiplinli bir düzene sokulması, içerde güvenlik durumunun sarsılmaz şekilde sağlanması gibi isleri geliştirdi. Bu ifadelerin gerçek şahidi ise Karesi bölgesinin fethinden sonra inşasına başlanan câmi, medrese, imâret ve kervansaray gibi büyük binalardır. Nitekim Orhan'ın dindarlığı sebebiyle meydana gelen bu müesseseler, (beş sene önce ilk medrese ve imâretin tesis olunduğu) İznik'teki müesseselerle kısa zamanda rekabet edip boy ölçüşebilecek duruma geldiler."

Karesi Beyliği’ne kadar  kent olarak Balıkesir hakkında kayda değer bir bilgiye rastlanmamaktadır. Karesi Devleti’nin Osmanlı topraklarına katılmasıyla bir uç beyliği olarak Osmanlı Devleti daha da güçlenmiş, Gelibolu’ya oradan da Trakya’ya yayılma imkanına kavuşmuştur.

Selçuklu Beyleri'nden Emir Çaka Bey bugünkü Ayvacıklıların ataları sayılan pek çok Oğuz boyunu (Ahmetli, Çetmi, Karakeçeli, Kızılkeçeli... vb.) bölgeye yerleştirmiştir. Bu boylar, Haçlı Seferleri sırasında bölgeden geçen Haçlı ordularına karşı koymuşlardır. 1296'da Balıkesir'i başkent yaparak beyliğini kuran Çaka Bey Bayramiç, Ezine ve Ayvacık civarını da topraklarına kattı. Karesi Bey'in ölümünden sonra başlayan taht kavgalarından faydalanan Osmanlılar, I. Murat zamanında Ayvacık bölgesini alarak yarım asır süren Karesi hâkimiyetine son vermişlerdir. Karesi Bey'in kurduğu Kızılcatuzla kazası ??????.  (Tragase),     I.Murat devrinden itibaren bölgenin merkezi haline gelmiştir. Fakat ulaşım güçlüğü sebebiyle ilçe merkezi  1876'da Ayvalıoba'ya (bugünkü Ayvacık) nakledilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu 14. yüzyıl'da maden çıkarmada, madeni eşya ve deri endüstrisinde ileri, dokuma endüstrisinde de hızla gelişen bir ülkeydi. 15. yüzyılda Ege ve Marmara Denizi'nin kıyıları, dokumacılığın geliştiği merkezlerin yoğunlaştığı yerlerdi. Denizli, Bergama, Akhisar ve Tarhala yöreleri pamuklu bez, Gelibolu'da yelkenbezi, Biga Kızılcatuzla'da yeniçeri üniforma astarı olan nimte bezi dokunuyordu. Selanik'te ve kuzeyinde çuha, aba, kebe, kilim gibi yün dokumacılığı yaygındı. Bursa, İstanbul, Amasya, Tokat ve Sakız adası ipek dokumanın uzmanlaşıldığı ünlü merkezlerdi: kemha, kadife tafta, vala dokunuyordu. Bu kumaşlar için gereken ipeğin büyük bölümü, özellikle Bursa'ya İran ve Uzak Doğu'dan getiriliyordu.

Yeniçerilerin her sene hükümet tarafından temin edilen iç çamaşırlarıyla yerli çuhadan yapılmış kaputları vardı. Çuha kaputlar koyu mavi renkte olup Filordin ve Selanik tezgâhlarında dokutturulurdu. İç çamaşırlarının bezleri de şimdi Yunanistan'da bulunan Tesalya'daki Tırhala ile Batı Anadolu'da Kızılca Tuzla, Edremit, Bergama, Manisa, Tire ve İzmir mıntıkalarında dokunan bezlerden tedarik edilirdi.

 

Bezm-i Alem Valide Sultan Vakfiyeleri

- Hüdavendigar sancağında Kızılca Tuzla??????.   denilen Ayvacık kazasına tabi Karlı köyü hudutları içinde Gökyeri diye bilinen yerde, maliye hazinesinden senelik 2000 kuruş bedel ile mukayyed olup etrafı, Ahmed bey zeytinliği, diğer taraflarda Hacı Hüseyin zeytinliği, Hamamcıoğlu zeytinliği ve umumi yol ile çevrili tahminen 30 dönümlük zeytinlikten, Valide Sultan melike oldukları yarı hisselerini vakfedip diğer evkafına ilhak etmişler ve şu şartları tayin etmişlerdir:

 

 

 

 




  Duyurular
  TUZLA 2019 GÜZ DEVE GÜREŞLERİ (Lütfen tıklayın)

  2019 Tuzla Köy Hayrı (Lütfen tıklayın)

  Resim Galerisi
 



































































Site içi Arama
   

E-posta Bülteni
   


Tasarım & Programlama: Met Web Tasarım